|
Çocuklarla Yoga *
................................................................................
Wendy Teasdill Dün gece üç buçuk yaşındaki kızım Iona’nın yatakta yuvarlanışını seyrettim. Çift kişilik ve yere yakın olan bu yatağın avantajlarını sonuna kadar kullanıyordu. Herşeyden önce ellerinin yardımı ile ayak tabanlarını birleştirerek Suppta Baddha Kosana (sırtüstü ayakkabı tamircisi pozu) aldı. Hayret edilecek şey ise bunu yaparken omuzlarının yatağın üstünde gevşek bir şekilde durmasıydı. Sonra, başparmaklarını tutarak bacaklarını yukarı ve yanlara doğru gerdi ve zarif bir şekilde yuvarlanarak dört ayağının üstünde kedi pozu aldı. Dört ayağının üstünde olarak yatağın kenarına geldi ve oradan yere inerek omuzları ve başı şilte ile yorganın eğimiyle desteklenecek şekilde yattı. Sonra ayaklarını yarım lotus şekline sokarak kollarını başının üstünde geriye doğru gerdiği sırada benim ona bakışımı yakaladı…“Çok süt içtim, karnım ağrıyor” diye durumu açıkladığı sırada karnını esnetip rahatlatarak yatmaya devam etti. Kızım her zaman çok süt içer. Süt zevkle aldığı tek gıda. Bazen onun bir önceki yaşamında bir Doodh Baba (süt dışındaki tüm gıdalardan feragat etmeye yeminli bir Yogi) olduğunu düşünüyorum. Fakat tabi bu düşüncelerimi kendime saklıyorum. Aslında karnı ağrıdığı zaman hangi vücut pozisyonunu alması gerektiğini bilmesi şaşırtıcı gelmemeli. Zira bebeklerin ve küçük çocukların kötü bir öksürüğe tutulduklarında otomatik olarak yüzükoyun göğüs yerde, baş bir yöne dönmüş ve popoları havada bir şekilde ‘tavşan’ pozisyonu almaları beni her zaman etkilemiştir. Tabi bu hangi yaşta olunursa olsun, sıkışmış hava yollarını açmak için en uygun pozisyondur. Ayrıca çocuğumun usta bir yogi olmasına da şaşırmamam gerekir. Bütün çocuklar öyledir. Çoğunlukla zihnime yazdığım notlar şeklinde olsa da- yıllardır onların yoga pozisyonlarını ne kadar doğal olarak uyguladıklarının farkındayım. Genelde kusursuz bir köpek pozisyonu veya benzeri bir pozu yakalamak üzere fotoğraf makinasını kapıp geldiğimde o pozisyonun tamamiyle tarif dışı ve yakalanamayacak başka bir şeye dönüşmüş olduğunu görmüşümdür. Bu arada Iona, Yoga pozisyonlarına yabancı bir çocuk değil. Bebekliğinden beri beni Yoga yaparken izleyip “Hadi Anne, odana gidip Yoga yapalım” diyerek beni taklit etmeye bayılır. Fakat yataktaki küçük karın gevşetme hareketinin beni en çok hayrete düşüren tarafı bunu ne kadar spontane ve kusursuz bir şekilde gerçekleştirdiği idi. Burada sadece annesinin yaptığı hareketleri taklit etmiyor, aynı zamanda vücudunun ayarlı olduğu kusursuz iç emire uyuyordu. O, doğanın saf çağrısına vücudun özgün cevabının Yoga olduğunu sergiliyordu- bunun olgun beynin okullar, disiplin, fikirler ve ders kitapları olarak parçalara ayırdığı şeyle ilgisi yoktu. Kızımı seyrederek her zaman geçerli olan bir gerçeği tekrar hatırlıyordum: ‘Vücudunuzun sesini dinleyin!’ Yoga yapan ve çocuk sahibi olan pek çok insan gibi ben de çocuklarımın bu olaya çok küçük yaşlardan itibaren katılmaya hevesli olduklarını gördüm. Iona’ya hamile olduğum zamanda bile içimde öyle bir gerilirdi ki karnımın bir kenarında onun dizlerinin şeklini, öbür tarafında da dirseklerini görebilirdiniz. Doğumundan sonraki üç ay harika bir zamandı zira ben Savasana (gevşeme pozu) yaptığım sırada o da göğsümün üzerinde uzanmış başı kalbimde uyurken benimle o meditasyon sukunetini paylaşıyordu. Büyüdükçe benim uygulamalarıma doğal olarak uyum sağladı ve bir yaşına geldiğinde Hong Kong’da deniz sahilinde Yoga öğretmenliği yaparken o da yanımdaydı. Biz hareketlerimizi yaparken o da bize katılıyor veya insanlar öne eğildiğinde onların dizlerine oturarak Yoga destek aracı olarak görev yapıyordu. Şimdi neredeyse iki yaşına gelen Eleanor adında bir tane daha kızım var ve o da aynı şekilde Yogayı tanıyor. Haftada üç sabah yolun karşısındaki Montessori kreşine gidiyor ve oradaki çocuklara Yoga öğretiyor. Öğretmenler önceleri bunun ne olduğunu anlayamamışlardı, ‘Elleri ile bara tutunuyor, öne eğiliyor ve bir bacağını açıyor’ diye gülüyorlardı ‘Ve diğerleri de onu taklit ediyor!’ Çalışmalarımı elimden geldiği kadar yalnız başıma yapmaya çalışsam da iki kızım da benimle birlikte egzersiz yapmaya bayılıyorlar. Bazen ikisi de benimle birlikte egzersiz şiltemin üstüne doluşuyorlar, bazen de kendi egzersiz şiltelerini alıyorlar. Iona oldukça yaratıcı olmaya başladı ve kendi uygulama tekniklerini yarattı: ‘Şimdi benim Yogamı yapacağım’ diyor, ‘Bakın!.’ Gerçekten de pozları ifade etmede ve parçalara ayırmada yeni yorumlar getiriyor. Ondan öğrendiğim bazı şeyleri derslerimde kullandım. En son tekniği olan derviş gibi yerinde dönme tekniğini ise, kullanmadım. Dikkat toplama süreleri kısa olduğu için kızlarımın yoga yapma zamanı on dakikayı pek geçmiyor ve hemen başka bir şeye geçiyorlar. Yoganın çocuklarıma ne gibi yararları olduğunu tespit edebilmek için daha çok erken ama şimdiden son derece esnekler ve genelde de çok neşeliler. Yoga yaptıktan sonra her zaman daha güzel oyun oynuyorlar (beni de egzersizlerimi yapmak için biraz rahat bırakıyorlar) fakat tabi bu tesadüf de olabilir. Yoga onlar için bir oyun, ve umarım hep öyle kalır. Kemikleri, kasları ve bağları henüz yumuşak ve gelişmekte olduğundan küçük çocukların aktif olarak Yoga yapmaya teşvik edilmesi konusunda emin değilim- teşvik edilmeleri gerekli değil. Onlara bir pozun nasıl yapılacağını hiç bir zaman göstermiyorum, ayrıca gene tedbir olarak onların yanındayken baş üstünde durma, arkaya doğru eğilme, tam lotus veya çok güç olan hiçbir pozu denemiyorum. Bununla beraber aslında onlarda doğal olarak mevcut taklit etme kapasitesi ile içten gelen vücut sezgileri, şimdilik onların en iyi öğretmenleri. Fakat bu içgüdüsel bilgi ile temasları ne kadar süre devam eder? Kendi çocuklarım olmadan önce yeğenim Elliot ile Yoga yapardım. O iki yaşındayken bana gelmek ve ’yoyo’ yapabilmemiz için annesinin başının etini yerdi. Ona bir şey söylemezdim – sadece yaptığım her hareketi taklit ederdi ve özellikle de köpek pozisyonunu çok güzel yapardı. O sıralarda Hong Kong’da yaşıyordum ve onu ancak birkaç senede bir görüyordum. Fakat o dört yaşındayken İngiltere’ye döndüğümde yaptıklarımızı hatırladı ve gene benimle egzersiz yaptırmaya getirmesi için annesine ısrar etti. Bu defa da yaptığım herşeyi taklit etti ve köpek pozunda da her zamanki gibi çok iyiydi. Ancak, altı yaşına geldiğinde benimle birlikte Yoga yapmaktan hoşlanmakla beraber birşeyler yok olmuştu. Şimdi okula gidiyordu ve başka ilgi alanları vardı. Birisinin bana çukulata vermiş olduğunu biliyordu ve ben Yogamız bittiğinde onu yiyebileceğimiz şartını öne sürünce ilgisi tamamen sönüverdi. Tabi altı yaşında bir çocuğun çukulata için sıra bekleme disiplinine sahip olacağını düşünmek hataydı, fakat, olay benim artık taklit edilecek bir kahraman konumundan, arzu ettiği nesne ile kendisi arasında engel teşkil edecek donuk ihtiyar herhangi bir yetişkine dönüştüğünü göstermek bakımından önemliydi. Sadece kafası değil bedeni de değişmişti. Yedi yaşına geldiğinde artık bacakları çapraz olarak oturamıyordu. Şimdi dokuz yaşına geldi ve eğer denerse dizlerini çenesine kadar çekebiliyor. Daha önceleri bütün çocukların doğal olarak bacakların çapraz şekle sokabileceklerini sanıyordum. ”Okulda yerde nasıl oturuyorsunuz?” diye sorduğumda verdiği cevap ”Biz yerde oturmuyoruz. Sandalyelerde oturuyoruz” oldu. Cahilliğimden olacak, ben sadece özel okullarda eğitim gören öğrencilerin çok küçük yaşlardan itibaren sandalyelerde oturtulduklarını sanıyordum. Benim yaşlarımdaki insanlardan (geç otuzlu yaşlar) gözlediğim kadarıyla bir kişinin eğitimi ne kadar pahalı ise onun kalça eklemleri de o derece sert oluyordu. Fakat zamanımızın ’gelişmiş’ yaşam standartları anlaşılan her tür eğitim kurumuna giden çocukların kemiklerini de etkiliyordu. Etrafta koşmak ve futbol topuna vurmak gibi zorlu beden egzersizleri belki teşvik edilebiliyor ama kültürümüze belki de yabancı gelen daha yavaş Yoga gerinmeleri aynı şansa sahip değil. Bu tabi insanın annesi Yoga eğitimcisi ise geçerli bir şey değil. Geçen hafta annesi Yoga dersleri veren bir çocuğu arabamla bir yere götürdüm. Onun anlattığına göre çocukken annesi ile birlikte Yoga yaparlarmış ve bundan çok zevk alırmış. Gençlik çağına gelince ise bunu bırakmış. ”Sanırım o yaşlarda Yoga benim için sadece annemin yaptığı bir şeydi ve ben ondan değişik birşeyler yapmak zorundaydım. Fakat şimdi onun derslerine gene katılıyorum ve çok da zevk alıyorum”, diyerek kendi neslindeki pek çok gençte görülenin aksine, çevik, enerjik ve canlı bir şekilde arabadan indi. Geçen yıl bir gazetede korkutucu bir istatistik okudum. Buna göre, %70 okul çocuğunun sırt problemleri mevcuttu. Birkaç gün sonra, onbeş yaş grubu öğrencilerime Yoga yaptırırken, merakımı gidermek için, sırt problemi olanların ellerini kaldırmalarını istedim. Yirmi üç elden sadece iki tanesi kalkmadı. Bu beni daha çok korkuttu - %87. Onlara problemlerinin nedenlerini sordum. Pek çoğu sırt problemlerinin bilgisayar karşısında uzun oturmaktan, video oyunları oynamaktan veya televizyon seyretmekten kaynaklandığını söyledi. Bazı erkek çocuklar futbol oynarken adelelerini incitmişlerdi. Bazıları ise şüpheli bir dünyada büyümenin kararsızlığı ile şimdiden eğilmiş omuzlarını kaldırarak durumu ifade ettiler. Gençler her zaman kararsızlık çekmişlerdir ve dünyaları her zaman şüpheli olmuştur, fakat her zaman televizyon ve bilgisayarları olmamıştır. Bu durum sanki sanal beden egzersizlerinin gerçek egzersizlerin yerini alması şeklinde izah edilebilir. Bedenlerini kullanarak birşey yaptıklarında bu faaliyet genelde bir yarış doğuruyor ve tek bir hedefi var: kazanmak. Hayat düzeni değişti ve pek çok sahada inanılmaz gelişmeler olmasına rağmen insanı doğadan uzaklaştıran bu dalga ile yeni nesilde biyolojik yaşlarından yirmi veya yirmibeş yıl önce fiziksel problemler ortaya çıkıyor. Hong Kong’dayken Çinlilere İngilizce öğretiyordum. İçlerinde beş yaşında olanlar bile varsa da genelde sekiz ila on üç yaş arasındaydılar. Kendi Çinli öğretmenleri o kadar serttiler ki nazlarının geçeceğini bildikleri için yabancı öğretmenlere daha taşkın davranıyorlardı. Ben de buna çare olarak ders başında onları ayağa kaldırarak bazı basit Yoga egzersizleri yaptırıyordum. Bu yenilikten çok zevk alıyorlardı. Bu hareketler onların fazla enerjilerini yönlendiriyor, onları gerçekten sakinleştiriyor ve İngilizce öğrenimi üzerine daha kolay yoğunlaşmalarını sağlıyordu. Ergenlik çağındaki çocuklar ise-bedensel asanaları uygulamaya kıyasla-rahatlama hareketlerini yapmada daha çok zorlanıyorlar fakat sonuçları da o derece tatmin edici oluyor. Derslere, gençliğin işareti olan o fazla enerji ile fokur fokur, kargaşa içinde geliyorlar. Genelde hiç birşey üzerinde bir defada iki saniyeden fazla dikkat yoğunlaştıramıyorlar. Ben de buna karşı bir kandırma usulü buldum. Arka planda sakinleştirici bir müzik eşliğinde ceset pozunda yere uzanmalarını ve nefeslerine yoğunlaşarak kollarını açmalarını söylüyorum. Bunu takiben yaptıkları asanalarda çok daha fazla dikkat toplayabiliyorlar. Yine de Yoga eğitmeni olarak kariyerimin en başarılı anlarının, özellikle hiperaktif onbeş yaşındaki bir öğrencinin parmaklarının gevşediği ve dershaneye sessizliğin çöktüğü zaman olduğunu düşünüyorum. Bu gençlere Yoga dersi verirken içine düştüğüm umutsuzluk anlarına rağmen (Yoga eğitmenliğimin en kötü anılarından birinde hareketli yeniyetmelerden biri öyle belirgin bir şekilde gaz çıkarmıştı ki çareyi dışarı fırlayıp taze kış rüzgarını içime çekmekte buldum, zira o sırada hamileliğimin ilk aylarındaydım ve midem çok bulanıyordu) bazen, bir okuldan aldığım nazik ’teşekkür’ mektubu gibi, destekleyici şeyler de yaşanıyor. Her çocuk ayrı bir bireydir ama onları yetiştirmedeki önemi gözardı edemeyiz. Yüzeyden bakıldığında imaj ve hayal dünyasının kaygan yüzeyinde kayıp giden tipik bir genç kız tanıyorum. Erkek arkadaşları var, sigara içiyor, her zaman en son moda Madonna kıyafetleriyle dolaşıyor ve kuaför olmak üzere eğitim görüyor. Fakat sıkı bir vejeteryan, her sabah puja Krishna yapıyor ve son derece sıkı bir ahlak anlayışı var. Hindu değerleri ile büyütülmüş bir birey. Çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren Yogayı doğal olarak ilgi duyabilirler, bir tür osmoz içinden geçirerek özümseyebilirler fakat belirli bir noktadan sonra kendilerine yol göstermek gerekir. Bu nokta, sekiz yaşlarında seksüel olgunlaşmanın başlamasına imkan vermek üzere beyindeki epifiz bezinin bozulmaya başladığı çağlarda olmaktadır. Sayyananda Paramhansa, çocukların yedi ile oniki yaş arasındaki davranış bozukluklarının çoğunlukla ’fiziki ve psikolojik büyüme arasındaki dengesizlik’ sonucu ortaya çıktığı ve bunun ahlaki ve etik değerlerle ilgisi olmadığını söylemektedir. Yoga, beyin, endokrin ve sinir sistemlerindeki dengenin düzelmesine yardımcı olarak hormonal değişimleri rahat geçirmelerini sağlamaktadır. Hindistan’da çocuklara Yoga geleneksel olarak sekiz yaşında başlamaktadır ve zamanımızda gelenekler bir dereceye kadar ölmüşse de Satyananda Paramhansa bunu seçilmiş bazı okullarda tekrar uygulamaya başlamıştır.(Ed. Notu: Bombay’daki Yoga Enstitüsü düzenli olarak çocuklara ’yaz kampları’ açmakta ve özellikle astımlı ve hiperaktif çocukları eğitmektedir) Başlangıç olarak uygun şekilde dinamik bir poz olan Surya Namaskar veya güneşe selam serisi; ince enerji akışı ve endokrin sistemini dengelemek üzere Nadi Shodana (her iki burun deliğinden sırasıyla nefes alma tekniği); dikkat yoğunlaştırmak için mantra; ve (kaşların ortasındaki üçüncü göze konsantrasyon) Shambhavi Mudra ile birlikte-bazısı bilinen bazısı bilinmeyen veya soyut-bir sıra cismi gözde canlandırmak. Soyut cisim canlandırma tekniği matematik gibi akademik çalışmalarda da yardımcı olmaktadır. Yedi yıl önce Hindistan’da Raju ve Sita’nın kitabı ’Çocuklar için Yoga’nın basılmadan önceki kopyasını görme fırsatını elde etmiştim. Bu kitapta hikayeler ve kaplumbağalar, kurbağalar, savaşçılar ve savaşlar, aslanlar ve yılanlar, lotuslar ve develer gibi her çocuğun hayal gücünü harekete geçirecek çok güzel resimler yer almaktaydı. Yazarların kendi oğulları o sırada sekiz ve altı yaşlarındaydılar ve bundan çok büyük zevk alıyorlardı. Yoga sadece kuru bir disiplin tekniği değil, aynı zamanda balistik bir idman yapma aracı olup, yaşanacak, eğlendirecek ve sevindirecek bir maceradır. Kısacası, bir çocuk oyunudur!
ÇEVİREN : Gaye Özsoy
* İlk kez 1997 yılında Yoga & Health Dergisi’nde yayınlanmıştır.
|